Sait
ÇİYA
Kimliğin bir çok tanımı var. Aynı şekilde bir kişi, grup
birden fazla kimliğe sahip olabilir. Bizi ilgilendiren Dersimlilerin
ulusal ve ondan tümüyle ayrı
düşünülemiyecek inançsal ve
kültürel kimlikleridir. Tarihten
günümüze dediğimize göre, kimlik
her şeyden önce süreklilik oluşturur.
Süreklilik değişimi de birlikte getirir. Bir dönem
önde olan özellikler, başka bir dönem geri
plana itilebilirler. Bu duruma siyasal koşullar, yanısıra toplumun
bünyesinde meydana gelen öteki değişimler etkide
bulunurlar. Değişim şu anlama da gelir. Kimlik iki ucu kapalı
düz bir çizgi değildir. Yatay ve dikey
geçişleri vardır. Etkilenir ve etkiler. Kimliği oluşturan
bazı öğeler zamanla geriler veya unutulurlar. Başka bazı
öğeler kimliğin parçası haline gelebilirler.
Genel olarak bir toplumun kimliğini belirleyen nedir? Toplumsal kimlik
denildiğinde, toplumsallığı ifade eden dil, tarih, toprak,
inanç öğeleri öne çıkar. Bazı
durumlarda siyasal eğilimler de kimlik tanımında öne
geçebilir. Şunu da mutlaka unutmamak gerekiyor: Bir toplumun
kimliğini belirleyen, başkalarının o toplum hakkında
düşündükleri değildir. Belirleyici olan o
toplumun kendisi hakkındaki düşünceleridir. Toplumun
ortak tanımlarıdır.
Bu yazıda geçen genellemeler belli yanlışlıkları da
içinde barındırıyor. Çünkü, her
genelleme aynı zamanda farklı olanı genelin içine almaktır.
Bir anlamda yok saymaktır. Kimlik ise daha belirsiz ve değişken bir
olgudur. Siyasal, dinsel, ulusal çekişmelerin,
çelişkilerin sonucudur. Bunu unutmadan, Dersim ve Dersimli
üzerine bir kimlik tanımlaması yapmaya çalışacağım.
Son yıllardaki çalışmaları saymazsak, Dersimliler
tarihlerini yazılı hale getiremediler. İlk ciddi deneme, Nuri
Dersimi´nin Kürdistan Tarihinde Dersim ve Hatıratım
isimli çalışmalarıdır. N. Dersimi´nin
çalışmaları Dersim tarihi ve kimliğine yönelik
önemli bir katkı olmasına rağmen, bazı yönleri ile de
başka bir yanlışlığın, yanlış eğilimin başlangıcı sayılabilirler.
Nitekim, N. Dersimi´nin yaklaşımına Seyfi Cengiz[1] ve
Mustafa Düzgün[2] ciddi eleştiriler getirmişlerdir.
1980´den sonra ise Avrupa´ya çıkan
Dersimli aydınlar yeni çalışmalara başlamışlardır.
Dersim´in dili, tarihi, dini, genel olarak kimliği
üzerine ayrıntılı incelemeler yapılmış, yazılı
kültür ve tarih çalışması başlamıştır.
Burda dikkate alınması gereken bir başka olgu da, bu
çalışmaların her hangi bir yabancı grubun himayesine
girmeden yapılmış olmasıdır. Şüphesiz, bu
çalışmalar ve sonuçları da eleştiriye
muhtaçtırlar.
Kısaca örnekleyelim. Ayre, Piya, Raştiye, Desmala Sure, Ware,
Tija Sodıri, Pir, Kormışkan dergileri Dersim tarihi, dili, inancı,
toplumsal yaşamın çeşitli
görünümleri üzerine etraflı
incelemeler yapmışlardır. Bu dergilerden Tija Sodıri ve Kormışkan
tamamen Zazaca yayın yapmaktadır. Avrupa´da
1995´den itibaren vakıf ve cemaat çalışmaları da
başlamıştır. Türkiye´de de Tunceli Derneklerinin
yaklaşık 25 yıllık tarihi var. Bunların çalışmalarını
küçümsememekle birlikte, en
önemli gelişme İstanbul Derneği´nin
çıkardığı Dersim dergisidir. Kimlik sorunu tartışılırken bu
çalışmalar mutlaka dikkate alınmalıdır.
Dersimlilerin dışında öncelikle Türk
milliyetçilerinin (ki bu bir devlet
milliyetçiliğidir) ve son yıllarda da Kürt siyasal
hareketlerinin Dersim ve Dersimli tanımlaması da vardır. Bu iki
yaklaşımın ayrı ve ortak yanları dikkat çekicidir. İki
yaklaşım da dışardan yapılmışdır. Amaçları
Dersim´in doğal yapısını,
kültürünü değiştirmek, kendine
benzetmektir. Türk milliyetçileri Dersimlileri
gerçek Türk, Kürt siyasileri de
gerçek Kürt görmektedir.
Türk milliyetçiliği Dersim´in ulusal
kimliğini inkar etmiştir. Öncelikli olarak Dersim´i
siyasi ve ulusal yapısıyla tasviye etmek istemiş, bunu yapamadığı yerde
de Türk kimliğine adepte etmek için her yolu
denemiştir. Zamanın Genel Kurmay Başkanı Fevzi
Çakmak´ın hazırladığı bir raporda bu siyaset en
açık şekilde dile getirilmiştir.
D- Yerli memurların tamamen çıkarılması, Dersime en iyi
memurların tayini,
E- Yüksek idare memurlarına adeta sömürge
idarelerindeki yetkinin verilmesi,
F- Propagandaya kuvvet verilmesi ve
Türklüğün telkini,
G- Kürtçe yerine Türk dilinin ikamesi
için ilmi ve idari tedbirlerin alınması.
(büyük kız çocuklarının okutulması)
H- Dersim önce Sömürge gibi nazarı itibara
alınmalı, Türt camiası içinde
Kürtlük eritilmeli, ondan sonra ve aşamalı olarak
öz Türk hukukuna mazhar kılınmalıdır.[3]
Dersim´in yakın tarihi bu eksende gelişen devletin resmi
siyasetine karşı direnişle geçmiştir. T.C. bu
sürece yönelik tepkileri, direnişleri şiddetle
bastırmış, 1937-38 yılında ise Dersim´i toptan ortadan
kaldırma siyasetini pratiğe geçirmiştir. Aradan 60 yıl
geçmesine rağmen, bunu tartışmak dahi yasaktır. Dersim
kendine biçilen tunç elbisenin içinde
ezilip-dönüştürülmek, bitirilmek
istenmektedir. Türk milliyetçiliği bu amacına
ulaşmak için, dışardan
yürüttüğü saldırıyı,
içerden destekleyecek işbirlikçi bir kesim
yaratmak istedi. Bu kesimi kendine dayanak yaparak, askeri-siyasi
egemenliğini ilerletmek istiyordu.[4] Askeri şiddetle birlikte denediği
bu yol, daha başında esas olarak iflas etmiştir.
1938´den sonra Dersimlilerin önemli bir
bölümü Batı´daki Türk
nufüsu içine sürgün edilmiştir.
Yaklaşık 10 yıllık sürgün döneminden sonra
yeniden geriye dönüşün serbest bırakılması
sonucu, sürgüne gidenlerin önemli bir
bölümü tarihte eşine az rastlanır bir
yurtseverlik örneği göstererek geriye
dönmüşlerdir. Dönüş
Dersim´de yaşamı yeniden canlandırmış, ama
Türkçe´yi de Dersim´e
taşımıştır. Sürgünde doğanlar ve
çocukluğunu orada geçirenler,
Türkçe´yi öğrenmiş ve onu
Dersim´e birlikte getirmişlerdir. Aynı dönemde
devlet zorla kız ve erkek çocukları toplayarak birer askeri
kışla görünümünde olan Yatılı
Bölge Okulları´na göndermiştir. Bu
okullardan mezun olanlar öğretmen ve memur olarak
Dersim´e geri gelmiş, yerli misyonerler olmuşlardır. Yeni
misyonerlerin yerli olması ve çoğunun da rejime muhalefet
eden sol guruplardan olması, Dersim
kültürünün direncini kırmış,
Türk kültürüne yumuşak
geçişi hızlandırmıştır. Cumhuriyet´den sonra
Zazaca ve Kürtçe´nin her alanda,
basın-yayın, çarşı-pazarda yasaklanması da bu
süreci hızlandırmış, dilimiz toplumsal yaşamın dışına itilmek
istenmiştir.
1938´den günümüze gelindiğinde
Dersimlilerin bir kesimi kendi tarihine, diline, dinine, genel olarak
kültürüne yabancı hale gelmişlerdir.
İlginç olan, bunun ilericilik, solculuk adına yapılmış
olmasıdır. Bunun, yapanlar açısından bir paradoks olması
işin bir yönüdür. Öteki
yönü ise, bu sürece itiraz edenlerin
ideolojik terörle susturulmalarıdır. Bu kesimle rejim arasında
siyasal bir kapışma, uzlaşmazlık olmasına rağmen, sol eğilim siyasal
alanda gösterdiği direnç ve mücadeleyi,
kültürel alanda, ulusal gerçeklik
boyutunda gösterememiştir.
Kürt Ulusal Hareketi ise 1970´den sonra
içine girdiği yükseliş döneminde
Dersim´i genel Kürt kimliğinin içine
çekmek istemiş, bu yönde ciddi
çalışmalar yapmıştır. Dersimli Kürtlerin de bu
çalışmaların içinde olması ve iki kesimin de
rejim tarafından inkar edilmesi kısmi bir taraftar kitlesi yaratmıştır.
Son yıllarda ise başka bir yanılsama yaratılmıştır. Dersimlilere
Türk yada Kürt kimliğinden birisini seçme
alternatifinin dışında yol bırakılmamıştır. Kendisine Kürt
demeyen herkes Türk sayılmış, öyle propaganda
edilmiş, yaratılan yanılsama ile Kürt kimliği kabul ettirilmek
istenmiştir. Kürtlerin rejimin mağdurları olması, rejimin
Kürtlere ve Dersimlilere birlikte saldırması da doğal bir
yakınlık yaratmıştır. Bu yakınlığı fırsat bilen bazı Kürt
Hareketleri, uluslaşma süreci adı altında Kürt
kimliğini tek kimlik olarak Dersim´e dayatmıştır. Neticede
daha çok gençlik içerisinde olmak
üzere, kendini Kürt gören bir kesim
oluşturulmuştur. Şu söylenebilir. Dersimli ve Dersim kimliği,
Türk ve Kürt kimliği arasında sıkışıp kalmıştır.
Şimdi tarih, dil, inanç ve
kültürün öteki unsurlarından
hareket ederek, Dersimlilerin kimliğini tanımlamaya
çalışalım. Dersimli kavramı da tam net değil. Zira Dersim
çok dilli, çok dinli bir coğrafyadır.
Dersim´de Alevi Zazalar[5], Alevi ve Sunni Kürtler,
Türkler ve Ermeniler birlikte yaşıyorlardı. Ermeni
sürgün ve kırımında Ermeniler yok edildiler.
Çok az sayıda Ermeni kaldı. Bunların da ulusal bir topluluk
olarak varlıklarını devam ettiremediklerini
görüyoruz. Türkler, Kürtler
Dersimli diye alevi olup Zazaca konuşanları kastederler. Zaten
Zazaca´ya yörede Dersimce de denilmektedir. Dersimli
denildiğinde, Alevi inancı ve Zaza dili birlikte akla gelir.
Kürt Aleviler de, Zazaca konuşanlara Dersimli demektedirler.
Aynı şey Dersime komşu müslüman Türk ve
Kürtler için de geçerlidir. Ben de
Dersim kimliğini Alevi olup Zazaca konuşanlar açısından ele
aldım.
SÖZLÜ HAFIZADA TASINAN TARIH
Dersim tarihi yazılı hale getirilemediği için,
bugüne aktarılanlar esas olarak sözlü
anlatım ve geleneğin içinde kalmıştır. Kürt,
Türk ve öteki halkların yazılı basınında kısmi olarak
Dersim´e değinilmiştir. Ancak bu yeterli değildir. Hatta
ciddi yanlışlıkları içinde barındırmaktadır.
Sözlü hafıza ise istenilen
ölçüde derlenip düzenlenmemiştir.
Daha çok 1938 sürecine ilişkin derlemeler
yapılmaktadır.
Dersimliler köken olarak Horasan´ı referans
göstermektedir. Fakat bu söylence
düzeyindedir. Horasan kökeni sözlü
kültürde de derlenmemiştir. Yine de
sözlü kültürü destekleyen
bazı belgeler bulunmaktadır.
Herşeyden önce Horasan´dan göç
meselesi tarih ve kapsam bakımından karmaşıktır. Acaba, tüm
göçler bir tarihte mi olmuştur?
Göç ve köken meselesi, inanç
anlamında bir yol bağlılığı mı ya da nüfus
göçü mü? Tüm bunlar
bölge tarihini de içine alan araştırmaları zorunlu
kılıyor. Anadolu´daki yer isimleri,
kültürel olgular ve dil kalıntıları aynı
kökenli bir halkın öteden beri bu coğrafyada yaşadığı
görüşünü
güçlendiriyor. Göç de tek
yönlü değil. Moğol´un
önünden Anadolu´ya
sürülenler, kaçanlar, daha önce
İskender´in önünden İran yaylalarına
sığınmış olabilirler. Kaldı ki İran kökenli
kültür ve nufüsun Anadolu´daki
serüveni ve zaman zaman sağladığı hakimiyet çok
eskilere dayanıyor. Bugünkü veya 300-400 yıl
önceki sınırlarla tarihi açıklamak
mümkün değildir.
Horasan denildiğinde de bugün anlaşılan ile
geçmişte anlaşılan bir değil. Urfalı Mateos´un
952- 1136 dönemine ilişkin Vekayi-
Nâmesi´ne yazdığı notda Fransız editör
Edouard Dulaurer Horasan´ın o günkü
sınırlarını bugünden tamamen farklı veriyor. Ermeni
tarihçileri, Horasan adıyla yalnız bölgeyi değil,
bütün İran´ı ve umumiyetle onun garbinde
İran Selçuklularının imparatorluğunu teşkil eden
Azerbeycanı, Ermenistanı ve hatta Mezopotamyayı kastetmişlerdir[6]
Öyle görünüyorki Horasan sorunu
oldukça karmaşık.[7] Dersimliler bugün yaşadıkları
çevreye veya yakın coğrafyaya geçmişte Horasan
demiş olabilirler. Ne varki Moğol
Hulagü´nün önünden
kaçan-sürülen halkların arasında Zazaların
da sayılması bizi yine İran coğrafyasına
götürüyor. Minorsky İslam
Ansiklopedisi´ne yazdığı Şehrizur maddesinde Moğol
Hülagü´nün
önünden Kûsa Kürtleri denilen
(-kendisi Zazaca´nın Kürtçe´nin
lehçesi olmadığını aynı yazı içinde belirtiyor-)
Zazaların Mısır ve Suriye´ye
göçtüklerini, A. von Le Coq´un
Şam´da 1901 yılında bunlardan birisiyle Zazaca konuştuğunu da
yazıyor. Minorsky, Daylamastan´ı da bu coğrafya
içinde sayıyor[8]
Hülagü 1258 yılında Bagdat´ı işgal ediyor.
Oysa bölgede ondan önce de Zaza
nüfusü yaşıyor. Moğol işgalinden 300 yıl
önce Mervanilerin Diyarbakır´ı ele
geçirdikleri dönemde, Diyarbakır
çevresinde Zazaca´nın geliştiği kaydediliyor.[9]
Ki, Mervani Devletini kuran kabileler dışardan değil, bölgenin
dağlık alanlarından inerek hakimiyeti ele alıyorlar. Bu bağlantı
bugün İslamı benimseyen Zazalar ile Dersim Alevi Zazaları
arasındaki tarihsel etnik köken ilişkisini
güçlendiriyor. Şunu da dikkate almamız gerekiyor.
Dersim´de Saro Khan (Eski Halk) diye yerleşik halktan
bahsedilmektedir. Bu olgu göçten önce de
Dersim´de Zazaca konuşan yerli nüfusun olduğu tezini
güçlendiriyor. Benim için Batı
Dersimliler(Şıx Hesenu) ile Doğu Dersimliler( Dêrsımu)
arasındaki şive farkı da yerleşimde tarih farlılığına
gerekçe gibi görünüyor.
Dersim(Dêrsım)´in sınırları da tartışmalı. Onu
bugünkü Tunceli Vilayeti´nin
içine sıkıştırmak, ancak Tunceli Kanunu´nu
yazanlar için geçerli olabilir. Bundan
yüzsene önce dahi Dersim Sivas´ın bir
bölümünü, Erzincan´ı,
Varto-Xınıs´ı, Kığı ve Bingöl´ün
bir kısmını[10], hatta Kürecik- Adıyaman´ın bir
bölümünü kapsıyordu.
Dersim´in siyasal ve kültürel etkisinin
kırılmadığı yıllarda bu görüş resmi
çevreler tarafından da dile getirilmiştir. 29 Haziran 1937
tarihli Cumhuriyet gazetesinde Y. Mazhar Aren´in
söylediklerini aktarmamız yeterli olacaktır. Ben
Dersim´i herkesin anladığı gibi anlamam,
Benim nazarımda:
Bir çekirdek Dersim,
Bir et Dersim,
Bir kabuk Dersim,
Vardır ki, hücre böyle hayatlanmış, Dersimli
böyle canlanmıştı. Halbuki herkes yalnız çekirdeğe
Dersim diyor...
Bununla beraber çekirdek kırılırsa et
çürür, kabuk kurur... Ben
Kuruçay´da, Kemah´ın bazı
köylerinde, hatta Refahiye ve Zara´da,
Akçadağ´da Dersim kabuğunu seçtim ve
Kuzucan ve Tercan, Palu ve Çapakçur´da
ve benzerlerinde Dersim´in etine değdim.[11]
Cevdet Türkay´ın, Başbakanlık Arşivlerine
(Belgelerine) Göre Osmanlı İmparatorluğunda Oymak ve Aşiretler
incelemesi Dersimlilerin yaşadıkları yerleri çok geniş bir
çoğrafyada gösteriyor. Dirsimli/lü:
Erzincan, Erzurum, Kığı Sancakları, Kuruçay Kazası(Dersim-
sancağı), Kemah kazası(Erzurum Sancağı), Çemişgezek sancağı,
Arapkir sancağı, Malatya Sancağı, Antakya Kazâsı(Halep
Sancağı), Kilis Sancağı.
Suriye´nin Lazkiye Sancağı havalisine iskan olan Akbucak ve
Bucak türkman Aşireti de bu aşiretin bir
bölümüdür.
Disimli/lü: Çarsancak kazası(Diyarbekir sancağı)
Kığı sancağı, Çemişgezek (Diyarbakır Sancağı), Erzincan
Kazası(Erzurum Sancağı), Kilis sancağı, Antakya Kazası(Halep
Sancağı)[12] Belgeler aşiretin altın ve gümüş işleri
ile uğraştığını da yazıyor.
Yalnız defterlerdeki yazım hatasından olacak, Dirsimli ve Disimli iki
ayrı aşiret olarak gösterilmiştir. Gerçekte ise
sadece bir yazım farklılığıdır. Bizi ilgilendiren Dersimlilerin
neredeyse Zaza coğrafyasının tüm yerleşim bölgelerine
dağılmalarıdır. Bu bilgi Alevi Zazalar ile Müslüman
Zazalar arasındaki tarihsel bağa katkı sunuyor.13 Yanısıra Dersim
coğrafyasının Osmanlı ve müttefiki Kürt Beylikleri
karşısındaki gerilemesine ve toprak kaybına da işaret oluyor. Osmanlı
ve müttefiki Kürt Beylikleri karşısında Dersimlilerin
İç Dersim´e yerleşmek zorunda kalmalarına en iyi
örneklerden birisi, Batı Dersimlilerin (Şıx Hesenenlerin)
Gerger-Adıyaman-Malatya´dan bugünkü
topraklarına göç etmek zorunda kalmalarıdır.
Osmanlı belgeleri de bu göçün 1704 yılında
gerçekleştiğini doğruluyor.[14] Sözlü
kültürde de göçe ilişkin
anlatımlar canlılığını koruyor.
Dersimlilerin kökeni sorunu tartışılırken Deylem-Dersim
ilişkisini de unutmamak gerekiyor. Bu konuda fazla bir belge
bulunmuyor. Dil, kültür açısından somut
çalışmalar yapılmamıştır. Bir tez olarak tartışılmaktadır.
Deylemi de geniş Horasan coğrafyasından ayrı
düşünemeyiz.[15]
Yaşayan bir halkın kimliğini tarihin karanlık labirentlerinde dolaşarak
açıklamak mümkün
görünmüyor. Bu doğru da değildir. Yaşayan
her dil, inanç ve halk aynı zamanda yeni bir olgudur.
Değişmiştir. İçine yeni unsurlar girmiştir. Eski orjinin ana
hatları korunsa da dil, kültür ve nüfus
yapısı yeni etkileşim ve katılımlarla kendini yenilemiştir. Tarihi
bağlantıyı unutmadan, yaşayan olgular üzerinden
değerlendirmelerde bulunmak daha doğrudur. Zira tarih, tüm
bilimsellik iddialarına rağmen efsane ve masalla iç
içedir.
HER DIL BIR ULUSTUR
Her dili bir ulusa eşitlemek pratikte doğru olmayabilir. Dini, siyasi
ve kültürel bölünmeler aynı dili
konuşan insanları farklı ulusal topluluklar haline getirebilir. Yine de
dil bir halkın yaşayan ortak hafzasıdır. Dil iletişim aracı olarak
ortak kimliğin, aidiyet duygusunun kendisi olmakla kalmaz, tarihten
taşıyıp getirdiği efsane, masal, atasözü, deyim ve
destanlarla bir halkın sürekliliğinin de garantisi olur.
´Dil´ dediğimiz iletişim aracı, toplumu bir arada
tutan harç; kültürü taşıyan ortak
bir hazine, toplumu yansıtan bir ayna; bireyler, gruplar ve
kümeler arasındaki ilişkileri düzenleyen hakem, hakim
veya hekim oluyor.[16] Dili yok edilen bir halkın tarihsel refaransı,
düşünme tarzı, kültürü de
yok edilmiş olur. Kimlik biz ve onlar ayrımına tekabül
ediyorsa, çoğu kere bunu dil belirler. Böyle olduğu
içindir ki işgalciler, asimilatörler dilin
yasaklanıp yok edilmesine büyük önem
verirler.
Dersimliler konuştukları dile kendi dillerinde Kırmancki diyorlar. Bu
terim daha çok İç Dersim´de
kullanılıyor. İçerden çepere doğru
ilerledikçe dile Dımılki deniliyor. Dersime komşu olan
Kürtler de bu dili Dımıli veya Zazai olarak adlandırıyorlar.
Dersimliler dışarda, yabancı olanlarla diyalogunda ise dillerine Zazaca
yada Dersimce diyorlar. Yabancı araştırmacılar da bu dile Zazaca ya da
Dımılice diyor.
Zazaca geçen yüzyılın sonunda ve bu
yüzyılın başında kısmi olarak yazılı hale getirildi.
Zazaca´ya yönelik ilk ciddi ve ayrıntılı inceleme
Oskar Mann ve Karl Hadank´ın incelemesidir.[17] Daha
sonraları Terry Lynn Todd[18], C. M. Jacobson ve M. Sandanato[19],
Almanya Göttingen Üniversitesi´nden Ludwig
Paul[20] Zaza dili ve grameri üzerine ayrıntılı
çalışmalar yaptılar. Buna son olarak Frankfurt
Üniversitesi´nden Prof. Gippert´i de
eklemek gerekiyor. Önceleri yabancıların ilgi alanıyla sınırlı
kalan Zazaca, 1980´den sonra Avrupa´da Kırmanc-
Zazaların kendileri tarafından edebiyat alanına taşındı. Zazaca
edebiyat-kültür ve siyaset dergileri
çıkartıldı. Gramer ve sözlük
çalışmaları yapıldı. Dikkati çeken en
önemli araştırmacılardan birisi Zılfi Selcan´dır.
1970´in ortalarından itibaren Zazaca müzik ve dil
çalışmaları yapan Z. Selcan´ın yayınlanmış iki
eseri bulunuyor. Z. Selcan´ın bu yıl yayınlanan Zaza Grameri
önemli bir boşluğu dolduruyor.[21]
Türkiye´de Cumhuriyet´le birlikte
Zazaca´nın da içinde olduğu
Türkçe dışındaki diller yasaklandı. Her tarafa
´Vatandaş Türkçe Konuş´
pankartları asılmıştı, bu kurala uymayanı para cezası, hapis,
sürgün bekliyordu.[22] Merkezi eğitim ve askerlik
aracılığıyla kerkese Türkçe dayatıldı.
Türkçe dışındaki diller ticari sürecin,
okul sisteminin, resmi sürecin dışına itildiler.
Dersim´de ise daha özel uygulamalar yapıldı. Kırım
ve sürgünden sonra yatılı Bölge Okulları ve
giderek her köye yapılan okullarla asimilasyon hayli ilerledi.
Zazaca da öteki diller gibi
Türkçe´nin lehçesi ilan
edildi. Ancak ´lehçe´nin yarı-resmi
kurumlarda araştırılması dahi engellendi. Bir ara Halk
Evleri´nde Zazaca araştırma yapmak istiyorlar. Resmi ideolog
Hasan Reşit Tankut denetimden çıkarlar korkusuyla olacak bir
genelgeyle bunu yasaklıyor.[23] İnkar teorisi tarihte eşine ender
rastlanan bir yöntemle yapıldı.
Türkçe´nin lehçesi sayılan
Zazaca, Kürtçe konuşmak, yazmak yasaklandı.
Böylece T.C ´kendi
lehçesini´(!) yasaklayan ilk devlet
ünvanını da kazanmış oldu.
Şimdi lehçe teorisi iflas etmiştir. Resmi ideologlar dahi
yüksek sesle savunamıyorlar. Lehçe teorisi kapıdan
kovulmadan pencereden benzeri içeri girdi. Kürt
siyasi akımlarının hemen tamamı Zazaca´yı
Kürtçe´nin lehçesi ilan
ettiler. Onlar da bazı kelime yakınlıklarını gerekçe
gösterek, Zazaca´yı
Kürtçe´nin içinde asimile
etmek istiyorlar. Lehçe teorisi öylesine katı bir
politikayla yürütülüyor ki, bu
konuda tartışmak dahi engellenmek isteniliyor.
Gerçekte sorun oldukça basitdir.
Kürtçe konuşanlarla, Zazaca konuşanlar birbirini
anlamamaktadır. Bu durum bazı çok bilir cahillerin dediği
gibi Kürtlerin farklı ülkeler arasında
bölünmesinin sonucu da değildir. Kürtler
1514´de İran ve Osmanlı arasında[24], Lozan anlaşmasıyla da
Türkiye, Irak, İran ve Suriye arasında dört
parçaya bölündüler. Ancak
Kürtler ve Zazalar en azından iki bin yıldır yan yana yaşıyor.
Yüzyıllardır aynı köyde yaşamını
sürdürenler de var. Birbirlerinin dilini
anlamıyorlar. Kürtçe ve Zazaca´nın
birbirine nispi olarak yakın olduğu doğrudur. Ama bu tüm İrani
diller ve hatta Hint-Avrupa dil gurubu için
geçerlidir. Yakınlık lehçe (- burda diyalekt
kastediliyor-) teorisine kanıt olsaydı, Farsça, Paştunca,
Osetçe, Kürtçe, Zazaca bir dil olarak
değerlendirilebilinirdi. Kaldı ki
Kürtçe´nin Zazaca´ya yakınlığı,
Farsça´ya yakınlığından daha az değildir. Elbetde
şenlik olsun, dostlar alış verişde görsün diye
lehçe teorisi uydurulmadı. Amaç, Kırdaşki
merkezli tek dil yaratmaktır. Bu yönde çok sayıda
yazılı belge var. Hatta bazı Kürt Partileri bunu Parti
proğramına da geçirmiştir. Sürgünde
Kürt Parlementosu da Kürtçe´yi
(-Kurmancça´yı) Zazaca karşısında resmi dil ilan
etmiştir[25].
Biz yine gerçeğe, halkın kendi belleğine dönelim.
Dersimliler Kürtlere iki şekilde hitap ediyorlar. Alevi
Kürtler için Kırdas, Hanifi-Şafii Kürtler
için Khurr terimi kullanılıyor.
Kürtçe´ye ise Kırdaşki yada Here-Were
deniliyor. Khurr kavramı da küfür, aşağılamak
anlamında kullanılmıyor. Türkçe´de
kullanılan Kıro kelimesinin, Khurr kelimesi ile bir ilgisi yok.
Kürtler büyük çoğunlukla kendi
dillerinde kendilerini Khurrmanc olarak adlandırıyorlar.
Büyük bir ihtimalle Khurr terimi,
Khurrmanc´ın kısaltılmış hali olabilir. Bu terimle aşağılama
ve hor görme gündeme gelmiyor. Fakat, bir
güvensizliğin olduğu doğrudur. Bunun eski nedenleri bir yana,
öncelikle Kürt Beylikleri ve Osmanlı arasında kurulan
ittifak ile Hamidiye Alaylarını anmak yeterlidir.
Lehçe teorilerinin etkisinde kalanlar kendi dillerine
önemli ölçüde yabancılaştılar.
Lehçe teorisi ne Türk halkının ve ne de
Kürt halkının belleğinde bulunmuyor. Zaza ve Kürt
halkı birbirlerinin dilini, aynı dil ya da bir dilin lehçesi
olarak görmüyor. Bu teori milliyetçi
aydınların kendi uydurmalarıdır. Siyasal olarak gericidir. Toplumsal
alanda halkları birbirine yabancılaştırmaktadır. Gereksiz
tartışmalardan, yeni güvensizliklerden kurtulmanın en kısa ve
doğru yolu, bütün dillere eşitliği savunmaktır.
Alevi olsun Şafi ya da Hanifi olsun Zazaca konuşan
bütün kesimler birbirlerini anlamaktadırlar. Bu dilin
uzun yıllardır baskı altında olduğunu, yazılı alanda
serbestçe gelişmediğini de unutmamamız gerekiyor. Zazaca
konuşan kesimler bir dille anlaşmalarına rağmen, kendi aralarında
tek-bölünmez bir kimlik oluşmamıştır. Bunun
nedenlerini tartışdığımızda, önce karşımıza din ayrılığı
çıkar. Din ayrılığı siyasal süreçleri
belirlemiş, kültürü etkilemiştir. Bu, Dersim
kimliğinin üçüncü boyutudur.
DERSIM INANCI
Din ve ulusal kimlik ilişkisi de çok karmaşıktır. Kimi
halklarda farklı dini inanışlar tek ulusal kimliğin
önünde ciddi bir engel teşkil etmezler. Bazılarında
ise din öteki etmenleri etkileyip, ulusal kimliğin oluşmasında
öne geçer.
Dersim inancını tek başına din olarak tarif etmek de
mümkün görünmüyor. Bunun
için biz buna Dersim İnancı diyoruz. Ki, bu
Zazaca´da İtiqatê Ma (-İnancımız-) ya da
İtiqatê Kırmanciye (-Kırmanciye İnancı-) diye dile getirilir.
Yabancı araştırmacılar Dersim İnancı´nı genel olarak
Aleviliğin içinde değerlendirmişlerdir. Yine de
büyük çoğunluğu Dersim Kızılbaşlığı diye
bir ayrıma gitmişlerdir. Dersim İnancı´nı genel olarak
Alevilik içinde değerlendirmek doğru olmakla birlikte,
yeterli değildir. Bu genel ilişki Osmanlı şeriatına karşı siyasal bir
ittifak olarak anlaşılabilinir.
Dersim İnancı´nın en önemli ayırıcı
özelliği ibadet dilinin Zazaca olması, inancın tarihsel ve
etnik olarak yerli olmasıdır. Ki, kutsal yerlerin, dini efsanelerin
tamamına yakını Dersim tarihi ile ilgilidir. Dersim´de
inanç sonunda kişiyi insana ve doğaya bağlar.
İnanç tarımdan, hayvancılıktan, sosyal yaşamdan ayrılmamış,
onun bir parçası, tamamlayıcısı durumundadır. Bu anlamda
Dersim İnancı milli özellik gösterir.[26]
Osmanlılar döneminde tek tanrılı
dinler(Müslümanlık, Hrıstiyanlık ve Musevilk)
dışındaki inançlar gayri meşru
görülüyordu. Bu durum tek tanrılı dinlerin
dışındaki inançlara yaşam hakkı tanımamıştır. Aleviler başta
olmak üzere tüm öteki inançlar ya
takkiye yoluna ya da sürekli direnişlere mecbur
bırakılmışlardır. Dersimliler hem direnmiş ve hem de takkiye yapmak
zorunda kalmışlardır. İslami motiflerin Dersim İnancı içine
girmesi, bir yönüyle böyle olmuştur.
Öte yandan İslam içi çatışmalar ve
islami muhalefetin öteki dinlere
hoşgörülü davranması sonucu belli bir sentez
de oluşmuştur. Yine de Dersim İnancı´nda İslami motifler
sorunun sadece bir yönüdür. İnancın ana
yönü İslam dışıdır. Dersim İnancı´nı
Kerbela ve Ehl-i Beyt sevgisine indirgemek, O´nu islami
açıdan asimile etmektir. Öyle olsaydı, İslam
şeriatının en koyu temsilcisi haline gelmiş Şiiliği de Alevilik olarak
değerlendirmemiz gerekirdi. Konuyla ilgili Munzur Comerd´in
halk anlatımlarına dayanarak yaptığı kapsamlı araştırmalar
gerçeği önemli ölçüde
açığa çıkarmıştır.[27]
Dersim´in Osmanlı şeriatına karşı direnişin kalesi olması,
bir yönüyle O´nu tüm Alevilerin
kıblesi haline getirmiş, öte yanıyla da Alevilik kimliğin
önde gelen özelliklerinden birisi haline gelmiştir.
1514´den itibaren Türk ve Kürt
egemenlerinin islami temelde kurdukları birlik, Zazaların da bu
birliğin bileşeni haline gelmesi, tersinden Dersimlilerin Alevilik
temelinde Kürt, Türk Alevileri ile aradığı ittifak,
kimliğin oluşmasına katkıda bulunmuştur.
Dersimliler biz ve onlar ayrımını yaptıklarında genellikle Alevilik ve
Müslümanlık ayrımı yaparlar. Türk ve
Müslüman çoğu kere aynı anlamda
kullanılır. Bu durum Cumhuriyet döneminde de değişmemiştir.
Modern Türk kimliğinin bileşenlerinden birisi İslamiyetdir. Bu
sonraları geliştirilip Türk-İslam sentezi diye
formüle edildi. Laiklik, devlet müslümanlığı
anlamına gelir. Sunni İslam ayrıcalıklıdır. Buna devlet dini de
diyebiliriz. Alevilik ise sürekli asimile edilmek istenmiştir.
12 Eylül Cuntası döneminde Vali Kenan
Güven´in köylere Cami yaptırma girişimleri
biliniyor. Ancak bunun tarihi eskilere gider. Osmanlılar
Tanzimat´dan itibaren Dersim´de denetim kurmak
istediklerinde, Aleviliğin yerine Müslümanlığı
geçirmek istemişlerdir.[28]
Şunu söyleyebiliriz. Aleviliğin yasaklanıp asimile edilmek
istenmesi, inançtaki ulusal temel, kimliğin oluşmasında ve
toplumsal süreklilikte temel bir yer edinmesine yol
açmıştır. Dersimlilere biz dedirten, dil, toprak, tarih
olgusunu unutmadan inançtır. Ki, Dersim İnancı dilin,
tarihin, toprağın ayrılmaz parçasıdır.
Düzgün Baba, Sultan Baba, Çewres
Asparê, Munzur Baba, Jêle, Khures, Gaxant, Xızır,
Hawtemal, Güneş ve Ay´ın kutsallığı ve benzerleri
toplumu bir arada tutan en güçlü bağdır.
Bunlardan hangisini yok edip toplumun bağrından çıkarıp
atsanız, biz ortaklığının da bir parçasını kopardığınız
anlamına gelir. İnanç, bu yönüyle dışarıya
karşı doğal sınırdır. Önce rejimin ideolojik-siyasi saldırısı,
sonra ona sol cepheden verilen destek, biz ortaklığından
önemli parçalar koparmıştır.
KIMLIĞİN IKI YÖNÜ: DIL VE INANÇ
Kısaca anlatılan süreç de gösteriyor.
Dersim kimliğinin iki yönü öne
çıkıyor. Dil ve inanç. Bunlardan birisini tek
başına belirleyici olarak göstermek, toplumsal yaşamın bir
bölümünü görmezlikten
gelmektir. Zazaca da, Alevilik de yasaklanıp engellenmiştir. Yukarda
belirtildiği gibi, bu iki yön; dil ve inanç
birbirinden tamamen ayrı da değildir. Bir anlamda birbirini
tamamlamaktadır. Öte yandan iki özelik Dersimlileri
öteki toplumlara bağlayan yolun da başlangıcıdırlar. Dil,
Zazaca konuşan Müslüman Zazalara, İnanç;
Alevi Kürtlere ve Türklere bağlanmaktadır.
İnanç boyutunda da dikkate değer gelişmeler var.
Türk Alevileri geçmişten beri Türk
kimliklerini inkar etmiyorlardı. Hatta, Zazaca ve
Kürtçe konuşan Aleviler üzerindeki baskıyı
görmezlikten geliyor, bunu dile getirenleri
bölücü olarak değerlendiriyorlardı. Şimdi,
Türk kimliğinin kemalist versiyonuna daha çok vurgu
yapıyorlar. Kürt Alevileri de, Kürt ulusal kimliği
ile birleşme sürecine girmişlerdir. Zazaca konuşan Aleviler
ulusal kimliklerine kayıtsız kalamazlar. Henüz zayıf olmasına
rağmen, kayıtsız kalınmadığına yönelik davranışlar oluşuyor.
Sürecin tümünü dikkate alan Dersim
aydınlarının önemli bir bölümü,
kimliği Kırmanc-Zaza halkı[29] şeklinde ifade etmektedir. Kırmanc-Zaza
tanımı, inanç ve ondan ayrılamıyacak
kültürel boyuttaki farklılığı, aynı şekilde
kültürün ortak yönlerini, dil
birliğini, etnik sürekliliği birlikte ifade ediyor.
Kimliğin oluşmasında öne çıkan etmenlerden birisi
de her zaman toprak olmuştur.[30] Dersim halk
kültüründe ülke bilinci
güçlüdür. Dersimliler yaşadıkları
coğrafyaya, ülkeye Kırmanciye, Welatê Kırmanciye
diyorlar. 1994 köy boşaltmalarından sonra onbinlerce insanın
zorunlu sürgüne gönderilmesi,
Kırmanciye´nin insansızlaştırılması, Kırmanciye´ye
dönüş ve toprak sorununu kimliğin önemli
bileşkelerinden biri haline getirmiştir.
Dersim ve kimlik sorununu tartışıdığımızda, Dersim´in siyasal
tarihi ve kültürünü de mutlaka
dikkate almak gerekiyor. Alevilik, tarih ve dil bağlamında buna kısmen
değinildi. Gerçekte ise daha geniş bir incelemeye
ihtiyaç var.
Anadolu bir mozaik olarak adlandırılıyor. Ancak bu mozaiğin
Türk rengi dışındaki renkleri koyu bir karanlığa
gömülmek istendi. Bu istem bitmiş de değildir. Son
yıllarda mozaiğin Kürt rengi, üstündeki
karanlığı biraz yırtdı. Alevi inancı da karanlığı yarıp, ışığı
yakınlaştırdı. Dersimliler ya da genel olarak Kırmanc-Zazalar
henüz bir iki adım atabildiler. Bu dahi mozaiğin
güzelliğini göstermeye yeterli oldu. Tüm
karanlık yırtılsa, ışık halelerinden eşsiz bir
çiçek açacaktır.
Sonuç yerine şunu söyleyebilirim. Toplumlara tek
tip elbise misali, kimlikler biçilemez. Ağaç
budar gibi bir toplumu oluşturan öğeler kesilip atılamazlar.
Bunun denendiği her yer savaşlar ve kırımlara sahne oluyor.
Böyle toplumlar birliğini de koruyamazlar. Tersine,
özgürlük ve eşitlik birlikte yaşamanın da,
barışın da ön koşuludur.
------------------------------------------------------------------------
[1]Seyfi Cengiz, Dersim ve Dersimli, sf. 30-33, Desmala Sure
yayınları-1995
[2] Mustafa Düzgün, Kürdistan Tarihinde
Dersim Adlı Eserde Geçen Bazı Olaylar Üzerine,
Berhem, sy. 5, sf. 16-28, Ankara-1993. Mustafa Düzgün
bu eleştirilerini daha sonra da devam ettirdi. Kendisiyle
1995´de yaptığım bir ropörtajda
görüşlerini daha da netleştirdi. Sait
Çiya, Dersim Yazıları, sf. 184-190, Tij Yayınları 1998-
İstanbul
[3] DERSİM, T.C. Dahiliye Vekêleti JANDARMA UMUM KUMANDANLIĞI
Yayını, sf. 218-219. Rapor´da Zazaca da
Kürtçe içinde değerlendirilmiştir. Ordu
bu çalışmayı muhtemelen 1932 yılında gizli yapmış ve kayıt
altında 100 tane basmıştır. Rejimin Dersim´e yönelik
en etraflı raporu olan çalışma, 1937-38 kırım ve
sürgünün anlaşılması için de
önemli bir belgedir. 1970´den sonra Dersim
kökenli sol akımlar sömürge tartışmaları
yaparlarken, resmi ağızlardan yapılmış böylesi itirafları yok
saymışlardı.
[4] TC. Bakanlar Kurulu 4 Mayıs 1937 tarihli, Tunceli tenkil
harekâtına dair Gayet Gizli ibareli kararında bu siyasetini
şöyle ifade ediyordu. Paraya acımaksızın içlerinden
çok adam kazanıp kullanmaya çalışmak
lâzımdır. Genel Kurmay Belgelerinde Kürt
İsyanları-2, sf. 317
[5] Alevi Zaza tanımlaması da yabancıların yaptığı ve Dersimlilerin
kendi aralarında kullanmadığı bir terimdir. Zazaca konuşan bazı
Aleviler kendilerini böyle adlandırmakla birlikte,
büyük çoğunluk kendisini bu şekilde
isimlendirmemektedir. Ben Alevi Zaza tanımını, Zazaca konuşan Aleviler
anlamında kullandım.
[6] Urfalı Mateos Vekayi-N âmesi(952-1136) Ve Papaz
Grigor´un Zeyli (1136- 1162), sf. 80, 195 nolu dipnot,
Türk Tarih Kurumu Basımevi-1987
[7] Martin van Bruinessen´in yazdığına göre, ters
yönden, Dersim´den de Horasan´a
nüfus göçü oluyor. Şah Abbas
1600´de Özbek ve Türkmen akınlarına karşı
savunma gücü olarak bazı aşiretleri
Çemişgezek´ten Horasan´a yerleştiriyor.
M. v. Bruinessen, Ağa, Şeyh ve Devlet, sf. 213, Özge yayınları
[8] V. Minorsky, İslam Ansiklopedisi, Cilt.11, Şehrizûr
Maddesi, sf. 397
[9]Mukrimin H. Yınanç, İslam Ansiklopedisi, Cilt. 3,
Diyarbakır Maddesi, sf. 611
[10] E. Dulaurier Genc´i de Dersim´de bir
bölge olarak görmektedir. Urfalı Mateos
Vekayi-Namesi, sf. 11, 30. nolu dipnot
[11] Bu yazı yurtdışında çıkan Raştiye´nin 9.
sayısında (1995) yeniden yayınlandı.
[12] Aktaran Dr. Mahmut Rişvanoğlu, Saklanan Gerçek,
Kurmançlar ve Zazaların Kimliği -2-, sf. 892, Tanmak-Ankara,
Bu kitap Türk resmi ideolojisinin propagandasını tekrarlıyor.
Cevdet Türkay´ın özgün
çalışmasını inceliyemedim. Bizi Osmanlı belgelerinde Dersim
aşiretlerinin yaşadığı yerler iligilendiriyor.
[13] Zazaların arasında islamiyetin güçlenmesinin
de daha çok 1514´den sonra
gerçekleştiğini düşünüyorum. 1613
yılında Palu´yu ziyaret eden Polanyalı Simeon, Şehirde
ermenilere âid sekiz adet kârgir güzel
kilise, kürdlere âid de damı otla
örtülü ve çit duvarlı
çok adi bir mescid vardı demektedir. Hrand D. Andreasyan,
Polonyalı Simeon´nun SEYAHATNÂMESİ (1608-1619), sf.
92, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
Yayınları No. 1073, 1964. Müslümanlığın etkisinin o
tarihlerde dahi çok sınırlı olduğu
görülüyor.
[14] Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, XVIII. Yüzyılda
Osmanlı İmparatorluğu´nun İskân Siyaseti ve
Aşiretlerin Yerleştirilmesi, sf. 49-50, Türk Tarih Kurumu
Basımevi-1991
[15] Deylem bağlantısı için bakınız, Seyfi Cengiz, Dış
Kaynaklarda KIRMANCLAR- KIZILBAŞLAR VE ZAZALAR , Desmala Sure
Yayınları-1995, Ahmet Ateş, İslam Ansiklopedisi, Cilt. 3, Deylem
maddesi, sf. 567-573
[16] Bozkurt Güvenç,
Kültürün ABC´si, sf.47, Yapı Kredi
Yayınları-1997
[17] Oscar Mann- Karl Hadank, Mundarten Der Zaza, Berlin-1932, Prusya
Bilimler Akademisi
[18] Terry Lynn Todd, A Grammer of Dimili ( Also Known as Zaza), An
Arbor, Michingen, U.S.A-1986
[19] C. M. Jacobson, Rastnustena Zonê Ma (Handbuch
für Die Rechtschreibung der Zaza Sprache) Bonn-1993 ve ZAZACA
Okuma-Yazma El Kitabı, Bonn-1997 kitapları ortak alfabe ve yazım
kuralları bakımından Kırmanc-Zaza çevrelerinde en geniş
kabul gören çalışmalardır. Ki bu
çalışmalar Zazaca konuşan ve okuyup-yazan
çevrelerle birlikte hazırlanmıştır.
[20] Ludwig Paul, Zazaki(Gramatik und Versuch einer Dialektologie),
Wiesbaden 1998
[21] Zılfi Selcan, Zaza Milli Meselesi Hakkında (dili, tarihi, siyasi,
dini ve kültürel yönleriyle), Zaza
Kültürü Yayınları, Ankara-1994, Zılfi
Selcan, Grammatik der Zaza-Sprache Nord-Dialekt(Dersim Dialekt),
Berlin-1998.
[22] Bazı durumlarda bunun tersi de doğrudur. Diyarbakır
Halkevi´nin... köycülük kolu
çeşitli kurslar açardı. Bir köy
örnek olarak, üs olarak seçilirdi. Orada
mesela Türkçe konuşma müsabakaları
açıyor. Vatandaşa Türkçe
öğretiyor, Türkçe bilmeyenlere. Onlara
hediye olarak mesela bir öküz veriyor.... Şevket
Beysanoğlu, Anılarımda Diyarbakır Halkevi, Kebikeç, Sayı. 3,
sf. 163, 1996
[23] Türk Dil Kurumu´nun
Lengüistik-Etimoloji Kolbaşı´sı Hasan Reşit
Tankut´un Varto Halkevi´nin yaptığı dil
çalışması nedeniyle 9.6.1939´da yaptığı genelge
niteliğindeki açıklaması buna iyi bir örnektir.
Uzak ve küçük Halkevlerinin Kürt
ve Zaza dilleri üzerinde çalışma sahası
açmalarını faydasız ve politika bakımından zararlı
görürüm. Onların mesaisini faydalı kılmak
için usul ve vasıta hazırlamak daha uzun zamana bağlı
oldugundan, bu dil araştırma işini bırakmalarını münasip
şekilde kendilerine anlatılması iyi olacağı kanaatini arzeder, saygılar
sunarım. Belgenin tam ve orijinal halini kişisel arşivinden
Ömer Türkoğlu Kebikeçte yayınladı.
Kebikeç(İnsan bilimleri için kaynak araştırmaları
dergisi), sy. 3, sf. 105- 106, Ankara-1996
[24] 1514 Çaldıran savaşı ile başlayan
süreç 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşmasıyla resmiyet
kazanmıştır.
[25] Günay Aslan, Sözde Devlet,
Özgür Politika, 17 Nisan 1995
[26] Alevi Zaza dini milliyet ifade eder, diyen Hasan Reşit Tankut bir
şekilde bu gerçekliğe işaret etmiştir. M. Bayrak,
Kürdoloji Belgeleri, sf. 442, Öz- Ge Yayınları-1994
[27] Munzur Comerd araştırmalarını Berhem, Pir, Ware ve Tija
Sodıri´nin çeşitli sayılarında
Türkçe çevirisiyle birlikte Zazaca
olarak yayınladı. M. Comerd, Dersim İnancı´na
yönelik araştırmalarını kısa sürede kitaplaştırıp
yayınlayacak.
[28] Osmanlı Sadrazamlığı Anadolu Umum Müfettişi
Müşür Şakir Paşa´dan Dersim´de
şiddet ya da idare siyasetinden hangisi izlenmelidir diye
görüşünü soruyor.
Müşür Şakir Paşa 11 Ağustos 1899 tarihli cevabında,
öteki önlemlerin yanında Dersim´de
Nakşibendi tekkelerinin açılmasını da önermiştir.
DERSİM, Jandarma Umum Kumandanlığı Yayını, sf. 136
[29] Dersimliler kendilerine Kırmanc, dillerine Kırmancki,
üstünde yaşadıkları toprağa, coğrafyaya da Kırmanciye
diyorlar. Ancak, bu adlandırma daha çok İç
Dersim´de geçerlidir. İç
Dersim´de de kendini Kırmanc olarak adlandırmayanlar vardır.
Öncelikle Khuresu aşireti Pir ve Rayber olmayan, Ocak
kökenine dayanmayan aşiretleri Kırmanc görmekte,
kendilerini ise kutsal tabaka, dini soylular olarak
görmektedirler. Kırmanclık burda yönetici olmayan
halka verilen isimdir. Ayrım ağa-köylü ayrımına
uymaz. Ağa olsun, yoksul yada zengin olsun, tüm kutsallık dışı
aşiretler Kırmanc olarak adlandırılmaktadır. Ancak, Khuresu aşireti de
konuştuği dile Kırmancki, yaşadığı coğrafyaya Kırmanciye demektedir.
Yine Varto-Xınıs´ta Zazaca konuşan Aleviler kendilerine
Kırmanc demiyorlar. Onlar için Kırmanc ismi Khurmanc
kelimesine yakınlığıyla Kürtleri çağrıştırıyor.
Kendilerine sadece ´Ma` ya da ´Elewi´
diyorlar. Sivas´da Zazaca konuşan Lolan, Çarekan
ve Ginan Zazaları da kendilerine Kırmanc demiyorlar. Kendilerini Elewi,
Dımıli veya Alevi Zaza olarak adlandırıyorlar. Zazaca konuşan Alevi,
Şafi ve Hanefi kesimlerin kendilerini nasıl tanımladıkları konusunda
tüm bölgeleri kapsayan ayrıntılı bir
çalışma yapılmamıştır. Aslında bütün
halklar da istisnasız herkesin üstünde birleştiği tek
bir kimlik yoktur. Kimlik ortalama birliğe tekabül eder. Bu
bakımdan genel olarak Kırmanc-Zaza terimi, aleviliği, tarihi, dini,
dili ve toprağı birleştiriyor.
[30] Kemalist dönemin önde gelen ideologlarından
Hasan Reşit Tankut, Zazalar Hakkında Sosyolojik Tetkikler isimli
çalışmasında, alevilik ve yurtseverlik arasındaki ilişkiye
değinmiştir. H.Reşit Tankut Zazaları Türkleştirmenin yolunu
aramaktadır. Çalışmasını eleştirel olarak ele almak
gerekiyor. Alevilik, yurt ve yurtseverlik arasında kurduğu bağlantı
gerçeğe yakındır. Yurt Severlik Dersimliler tıpkı Şamanlılar
gibi din köküne dayanır. Bir vatana severlik
sahibidirler... O zalim Dersim´in kısır toprakları uğrunda
çok şeye katlanırlar. Ölürler,
öldürürler, fakat Dersim´i
bırakmazlar dedikten sonra daha ilerde ise Dersim yurtseverliğinin
sınırlarını kendince çizer. Dersim´de dini bir
vatanseverlik hüküm
sürdüğünü yukarıda okumuş
öğrenmiştik. Vatanseverliğin hududu bütün
Aleviliği kucaklamak ve sarmak ister, fakat ancak ve yalınız Sivas
içlerinde kabul ve hürmet görebiliyor.
Başka yerlerde Dersim´in Alevi milliyeti his ve hareket
uyandırmaz. Mehmet Bayrak, Kürdoloji Belgeleri, sf. 442-446
------------------------------------
http://www.dersim.biz/html/saitciya.html